F L U A I

Loading

Bilim ve sanatın dövüştürülmesi yüzyıllardır süregelen bir konudur. Pek çok insan bilimsel konularla farklı sanatları karşılaştırır ve baz aldığı bazı kıstaslara göre ‘’Bilim daha önemli’’ ya da ‘’Sanat olmasa bilim olmaz.’’ Gibi yargılara varır. Peki ya söz konusu bilim ve sanat olunca ikisi arasında kıyaslama yapmak yerine daha mantıklı noktalardan mı baksak? Mesela ikisini birbirinden ayrı bir şeymiş gibi düşünmeyi bırakabiliriz. Ne sanat bilime sırtını dönebilir ne bilim sanatın olmadığı yerde var olabilir.

Sadece toplumumuz değil tüm dünyadaki insanlarda mensubu olduğu grubu/partiyi/milleti/devleti dünyanın en iyisi saymak geri kalanları ise kendilerinin gölgesinde kaldığını düşünmek çok yaygındır. Bu yüzdendir ki sürekli sanat ve bilim kanlı bıçaklı kavgalıymış gibi görünür. Aslında sanatçı bilimin getirilerini sanatında kullanarak büyürken bilimse sanattan kazandığı bakış açısı sayesinde bilimsel keşiflere farklı bakmayı geliştirir. Örneğin dünyaca ünlü Apple markasını geliştiren Steve Jobs geliştirdiği telefon ve bilgisayarlardaki farklı tasarımı bilimsel bakarak mı yoksa daha sanatsal ve estetik olarak inceleyerek mi tasarlamıştır? Hiç şüphesiz kendisi bilimin tüm getirilerine vakıf olmayı seven bir araştırmacı olsa da bilim insanı değildi. Ama bilimin ışığında ortaya çıkan bulguları sanatsal noktalarla birleştirip ortaya tasarımı farklı teknolojik ürünler çıkartabiliyordu. Sonuçta Steve Jobs ne bilgisayarı ne cep telefonunu Apple markası buldu. Ama farklı tasarımlar getirerek işin kaymağını yedi.

Peki toplumlarda yaygın olan bu kavgayı sonlandırmazsak ne olur? Bu sorunun cevabını en iyi veren bence Charles Darwin’in “Bilim ve sanat bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olurlar. Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.” Sözüdür. Ülkemiz ya da tüm dünya vatandaşları olarak sanatsal bakış açımızı kaybedersek bilimde de hızlı bir çöküşe gireriz.

Peki sanat ile bilimi iç içe hale getirirken eğitimimiz buna destek oluyor mu? Bu soruyu tüm dünya çerçevesinden değerlendiremeyeceğim ama ülkemiz açısından bakılınca daha kırk fırın ekmek yememiz lazım. Ülkemizde liseye kadar olan dönemde ağırlıklı olarak fen ve sosyal bilimler müfredatı uygulanmaktadır. Bu yoğun müfredattan arta kalan 2-3 saatlik boşlukta okulunuzda hangi dersin öğretmeni varsa müzik ya da resim gibi bir sanat dalında eğitim alırsınız. Ama üzülerek belirtiyorum ki aldığınız bu eğitim ne doğru düzgün resim çizmeyi öğretiyor ne de bir enstrüman çalabilerek mezun oluyoruz. Ülkemizdeki eğitim sisteminde bilim öğretilirken sanat izin verilen bir konumda.

Yani fen ya da sosyal bilimlerle ilgili hiçbir fikri olmayan biri eğitim sisteminde ilgi alanına göre (ya da gelecek kaygısına göre) bir yerlere yönlenebilir. Ama eğer bir sanat ile ilgilenmek istiyorsan okul dışı etkinlikler ya da kurslara ihtiyacın var. Bu durumun tam tersi olduğu güzel sanatlar okulu ya da devlet konservatuarları var. Ama onlarda da çoğu zaman bilimsel eğitimler ihmal ediliyor. Gerçi sanat eğitimi almak isteyen pek çok insan çevrede bir üniversite kazanamadı da o yüzden yönlendi sanılıyor. Ama o noktaya değinmeyeceğim.

Sanatsal bakış açısını bilim eğitiminin içerisine yedirmediğimiz sürece hem bu iki önemli alanı birbirleriyle kavgalı sanacağız hem de birleşiminden doğacak güzelliklerden mahrum kalacağız. Sözel olarak sanat ve bilimin iç içe olmasından bahsettik. Birkaç örnekle sanat-bilim uyumunun ne güzel sonuçlar doğurduğunu gösterelim.

Günümüz teknolojilerinden insanlığı en çok heyecanlandırdanlardan biri 3 boyutlu yazıcı teknolojileri. Bilim farklı mekanik, bilgisayar ve polimer teknolojilerinin yardımıyla 3 boyutlu yazıcıları bir makine olarak ortaya koydu. Ama bundan sonra sanatsal bakış açısı gerekti. 3 boyutlu yazıcılarda basılacak ürünlerin tasarımı ergonomik-estetik ve maliyet temelli ilerler. Yani ergonomik tasarım yapmak için bilimsel veriye, ucuz maliyetli yapmak için bilimsel araştırmaya ihtiyaç duyarken estetik olması için sanatsal incelemeye ihtiyaç duyulur. Tam tersi düşündüğümüzde, yani sanat nasıl oluyor da bilimin çıktılarına ihtiyaç duyuyor diye sorduğumuzda ise akla yine pek çok örnek geliyor.

Mesela Michelangelo ünlü Davut heykelini yaptığında malzeme biliminden statiğe kadar pek çok bilimi incelemek zorunda kalmıştır. Bir başka örnek olarak Mimar Sinar dünya harikası eserleri ortaya koymadan önce pek çok bilimsel süzgeçten geçirmiştir.

Peki biz ne yapabiliriz?

Eğitimde merkez aldığımız fikir ‘’Bilim dünyayı yaşamayı kolaylaştırır, sanat dünyayı yaşanabilir kılar.’’ Olmalıdır. Bu sayede sadece matematik, fizik, kimya, biyoloji ya da resim, müzik, heykel bilen insanlar değil bir bilim dalını bir sanat dalıyla harmanlayabilen insanlar yetiştirebiliriz. Dünyanın en ses getiren ürünleri ya da icatlarının çoğu da bu ikisini başarıyla birleştirebilen fikirlerden çıkıyor. İlk okul, lise ve hatta üniversitede aldığımız temel bilim derslerinin içine sanatsal kullanımları enjekte etmemiz gerekiyor.

Kaliteli sanatın uygulayıcı ve eğiticilerinin en az dünyaca ünlü mucitler kadar önemli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ana sanat dallarında ilgilenilen sanatlara göre fen bilimleri öğretilmeli. Benzer olarak mühendislik ve temel bilimlerde de çeşitli sanat dallarının eğitimi önemli. Eğitimden sonraki çalışma ve araştırma döneminde de bir fikrin ya da metodun bu iki alanı ne kadar iç içe geçirdiğini incelememiz gerekiyor. Özellikle sadece işlevsellik değil estetiğin de önemli olduğu günümüzde ikisini göz önünde bulundurarak ortaya konmayan fikirlerde genelde sorun olacaktır.

Sonuç olarak bilim ve sanat ayrı ayrı çok önemli dallar. Lakin sanatın bilime ve bilimin sanata nüfuz etmesi toplam değeri ve önemi 5-6 kat arttırır. Biz ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.’’ ve ‘’ Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’’ diyen Atatürk’ün kurduğu ülkenin vatandaşlarıyız. Bu iki alanı birbirine katmamız ve dünyaya öncü olmamız zor olmayacaktır.

Bir tavsiye:

Kaç zamandır bilim ve sanatın birlikte olması gerektiğine dair düşüncelerim vardı. Bilimle ilgilendiğimi fark edip biyomühendislik okumaya karar verdiğimde aynı zamanda bir yandan da sanat tarihine olan ilgimden ötürü tarih okumak istiyordum. Daha sonra bu akıl karışıklığından araştırma yaparken karşıma aşağıda linki olan 2002 yılında çekilmiş TED konuşmasını gördüm.  Mae Jemison 2002 yılından günümüze bilim ve sanat birlikteliğini o kadar güzel açıklamış ki bu konuda benim de bir şeyler yapmama öncü oldu. En azından bir yazı yazarak başladım, devamı gelecektir. Bu çerçevede aşağıdaki konuşmayı izlemenizi tavsiye ederim.

Yazar

Efe C. Yavuzsoy

MARKETING

Related Post

1 Comment

Leave a Comment